<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Gece Gündüz - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.gece-gunduz.com/</link>
		<description><![CDATA[Gece Gündüz - http://www.gece-gunduz.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 10:09:54 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Sarp Levendoğlu Röportajı - Milliyet Cafe Yeni]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=133</link>
			<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 16:01:29 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=133</guid>
			<description><![CDATA[Dizi karakterine âşık kadınları anlamıyorum<br />
ŞENİZ ERTEN<br />
Gece Gündüz'ün Başkomiser Aslan'ı Sarp Levendoğlu, ünlü olmanın getirdiklerine alışmış. Bir tek dizi karakterine âşık olan kadınları anlayamıyor. Bu konudaki görüşü ise şöyle: "Karton bir şey o! Belki ben sapığım gerçek hayatımda... Belki çok kavgacı, agresif birisiyim"<br />
<br />
<br />
EMRET Komutanım dizisinin Teğmen Levent'i, Gece Gündüz'ün başkomiseri Aslan'ı Sarp Levendoğlu'na özellikle genç kızlar hayran. Ama o hayatında hiçbir ünlüye hayranlık duymadığı için bunu anlayamıyor. Özellikle de dizi karakterine âşık olan kadınları... İlk görüşte aşka da inanmıyor. Levendoğlu, "Tanışıp, konuştukça âşık oluyor, sohbet edebiliyor olmayı seviyorum" diyor. Yönetmen olarak bir sinema filmi çekmeyi istiyor. Hayalinde de "Yalnız Balayı" kitabını beyazperdeye yansıtmak var. Çünkü "hayatı bir yerinden dürtmek" istiyor. <br />
<br />
<br />
Oyunculuğu matah bir şey zannetmiştim<br />
<br />
<br />
"Gece Gündüz"ün deli dolu polisi Aslan'ı canlandıran Sarp Levendoğlu, ilk oyunculuk yapmaya başladığında bu işi matah bir şey sandığını itiraf ediyor<br />
Levendoğlu, "Benim insan değeri olarak, herhangi bir işte çalışan, herhangi birinden farkım yok. Bunu anladım ve hayata bakışım değişti" diyor<br />
<br />
<br />
Emret Komutanım, Zeliha'nın Gözleri, Lise Defteri, O Şimdi Asker ve Gece Gündüz... Bütün bu yapımlardan tanıdığımız Sarp Levendoğlu ile Emirgan'da, dizi çekiminden sonra buluşuyoruz. Bir kere acayip uzun boylu ve onu görür görmez neden sürekli polis ya da asker olduğunu hemen anlıyorsunuz. Zaten o da, durmadan ahkam kesen bir iş adamındansa bir polisi oynamayı daha çok tercih ettiğini söylüyor. Özellikle genç kızların çok beğendiği Levendoğlu,  dizi karakterine âşık olan kadınları anlamadığını, çekeceği filmle de hayatı bir yerinden dürtmek istediğini anlatıyor .<br />
<br />
Gece Gündüz'de Aslan karakterini oynuyorsunuz. Nasıl biri Aslan?<br />
İlk bakışta deli dolu bir polis gibi görünse de,  geçmişte ağır bir travma yaşamış biri Aslan. Dolayısıyla her şeyle dalga geçiyor gibi görünen bu ilk fotoğraf, gerçekte yaşadığı travmayı saklamak için giydiği bir zırh. Aslan, bütün suçluları, yaşadığı olaydan sorumlu tutuyor. İntikamını almak için de, hepsine, intikamımı senden alacağım diye yaklaşıyor. Sonuçta da, tepkileri normal polislerden daha şiddetli oluyor. <br />
<br />
Dizide bir de kuşak çatışması var...<br />
Evet, dizinin temelinde bu var: Settar (Tanrıöven) ağabeyin oynadığı Kemal karakteri, sakin, evli barklı, çocuğu olan, emekliliğini bekleyen biri. Ama ben geliyorum ve bir anda, bütün hayatı değişiyor, başına gelmedik kalmıyor. Mesela, Aslan hızlı araba kullanıyor; Kemal de, o hızlı arabanın içinde olmak durumunda. <br />
<br />
Polisiye türünün, diğerlerine göre ne gibi zorlukları oluyor? <br />
Elinizde silahla, önünüzde koşan bir adam, halkın içinde, Eminönü'nde koşmak zorundasınız mesela... İnsanlar korkuyor, heyecanlanıyor. Çoğu dizide olduğu gibi, bir evde, bir ofiste, kapalı, izole bir mekânda değilsiniz. Mesela bir araba kazası sahnesi oluyor... Çarpıyor olmuyor, bir daha, bir daha... Bir lafı söyleyemediğiniz zaman, tekrar söylemeniz belki 30 saniye fark eder; ama bir çarpışmayı bir daha çekmek, yirmi beş dakika fark ediyor. <br />
<br />
Silahla aranız nasıldır?<br />
Silahtan nefret ederim ve oynadığım karakterin silahı var, ama bu benim suçum değil. Oynadığım polis, "hayattan" biri. <br />
<br />
Asker ya da polis rollerinde, neredeyse akla gelen ilk isim olmanızı nasıl açıklıyorsunuz?<br />
(Gülüyor) Yani... Denk geldi diyelim... Özellikle öyle bir tercihim yok, ama ne bileyim yani durmadan konuşup, ahkam kesen bir işadamı oynamaktan daha eğlenceli, en azından komedisi olan bir iş. Ben mesela, zaten dizileri de izlemiyorum...<br />
<br />
İzlemiyor musunuz? Neden?<br />
Çünkü kalite çok kötü. Maalesef... Beş dakikadan fazla bakamıyorum, sıkılıyorum. İlk sezonda Avrupa Yakası'nı izliyordum, şimdi o da başka bir komedi türü oldu. Eskiden daha zeki bir durum komedisiydi, şimdi oyuncuların sırtına binmiş bir komedi var. Hani, Engin'in yerine başka birini koysanız, onu kimse izlemez. Dizi olayı, iyi bir şey değil.<br />
<br />
Nasıl?<br />
80 dakika kanalların insan ticareti yaptığı bir durum diyorum ben. Kölelik... Haftada seksen dakika... 80 dakikadan düzgün bir şey yapılması mümkün değil. Standardı günde altı, yedi sayfa senaryo çekmek iken, biz 35 sayfa çekiyoruz. Ekonomiden kaynaklanan sorunlar da var...<br />
<br />
Oyuncu olarak kimleri beğeniyorsunuz?<br />
Uğur Yücel, Şener Şen, Settar Tanrıöven, Haluk Bilginer, Al Pacino, Johnny Depp, Leonardo Di Caprio...  <br />
Yönetmenlik hayali<br />
<br />
Emret Komutanım'da 13 bölüm yönetmenlik yaptınız. Bundan sonrasında yönetmenlikle ilgili bir projeniz  var mı?<br />
Bir sinema filmi çekmeyi istiyorum. "Yalnız Balayı" diye bir kitap var. Onu yapmak isterim. Sinema başka türlü, derdi olan bir şey... <br />
<br />
"Yalnız Balayı"nın nesi sizi çekti?<br />
Herkesin,  içinde yaşadığı, ama söyleyemediği şeyler vardır. Bastırılmış, toplum tarafından engellenmiş cinsellik de bunlardan biri. Anaokulundan itibaren kız çocuklarına, bacağını ört, hanım otur diye saçma sapan şeylerin empoze edildiği bir ülkede yaşıyoruz. Ben sadece bunları insanların gözlerine sokmak; aslında böyle yapıyorsunuz, sonra da böyle yapmadığınızı söylüyorsunuz, demek istiyorum. Yani hayatı bir yerinden dürtmek istiyorum. <br />
<br />
Öyledir, değil mi? Anaokulundan bastırmaya başlanır...<br />
Arkadaşımın başına gelen bir şey mesela: Kızını hiç baskı yapmadan dört yaşına kadar büyütmüş. Çıplak balkona çıktığında, ayıp dememiş, ama hava serinse, üşüyebilirsin demiş. Kızı, anaokuluna başladıktan kısa bir süre sonra, etek giydiğinde, çizmesini giyerken, eğilmeden, bacaklarını göstermeden giymeye başlamış. Daha o yaşta, o küçücük çocuğa toplum baskısı başlamış. Toplum bu hale getiriyor, hasta ediyor yani bizi. <br />
<br />
<br />
<br />
Ünlü olmayı önemsemiyorum<br />
<br />
Geriye baktığınızda, kendinizde nelerin değiştiğini görüyorsunuz? <br />
O kadar çok şey var ki. Ben ilk oyunculuk yapmaya başladığımda, oyunculuğu matah bir şey zannetmiştim. Şu an, hiç öyle gelmiyor. Benim insan değeri olarak, herhangi bir işte çalışan, herhangi birinden farkım yok. Bunu anladım ve hayata bakışım değişti. Böylece hayatta daha neşeli, daha rahat olabildim, daha az kastım. Her insanın, bir diğeri kadar değerli olduğuna inandım. <br />
<br />
Eskiden nasıldınız?<br />
Daha snob'dum.<br />
<br />
Ne yapardınız mesela?<br />
Fotoğraf çektirirken, sıkıldım diyor; biri soru sorulduğunda konuşmuyordum. <br />
<br />
"Ünü önemsemiyorum. Ünü önemseyen insanların beceriksiz olduklarını bildikleri için, ünle var olmaya çalıştıklarını düşünüyorum" demişsiniz.<br />
Kötü oyuncu olup, sırf medyatik olduğu için veya kötü şarkıcı olup, hiç şarkı söyleyemeyip, sırf yaşadığı ilişkilerle gündeme gelen, bu şekilde iş yapan insanlar var. Eğer işinizi iyi yapıyorsanız, bir de paparazzi programına çıkıp, bir şeyler hakkında yorum yapmaya ihtiyacınız olmaz. Paparazzi programına insan niye çıkar? Görünmek için. Bunlar maalesef, bir insanın sırtından ve ilişkilerinden beslenen programlar. <br />
<br />
Kadınlar neler yapıyorlar?<br />
Aklı selim olanlar bir şey yapmıyorlar, ötekileri de kaale almıyorum. Dizi karakterine âşık olmak, ne demek? Karton bir şey o! Belki ben sapığım gerçek hayatımda... Belki çok kavgacı, agresif birisiyim.<br />
<br />
milliyet cafe<br />
<br />
ALINTI]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dizi karakterine âşık kadınları anlamıyorum<br />
ŞENİZ ERTEN<br />
Gece Gündüz'ün Başkomiser Aslan'ı Sarp Levendoğlu, ünlü olmanın getirdiklerine alışmış. Bir tek dizi karakterine âşık olan kadınları anlayamıyor. Bu konudaki görüşü ise şöyle: "Karton bir şey o! Belki ben sapığım gerçek hayatımda... Belki çok kavgacı, agresif birisiyim"<br />
<br />
<br />
EMRET Komutanım dizisinin Teğmen Levent'i, Gece Gündüz'ün başkomiseri Aslan'ı Sarp Levendoğlu'na özellikle genç kızlar hayran. Ama o hayatında hiçbir ünlüye hayranlık duymadığı için bunu anlayamıyor. Özellikle de dizi karakterine âşık olan kadınları... İlk görüşte aşka da inanmıyor. Levendoğlu, "Tanışıp, konuştukça âşık oluyor, sohbet edebiliyor olmayı seviyorum" diyor. Yönetmen olarak bir sinema filmi çekmeyi istiyor. Hayalinde de "Yalnız Balayı" kitabını beyazperdeye yansıtmak var. Çünkü "hayatı bir yerinden dürtmek" istiyor. <br />
<br />
<br />
Oyunculuğu matah bir şey zannetmiştim<br />
<br />
<br />
"Gece Gündüz"ün deli dolu polisi Aslan'ı canlandıran Sarp Levendoğlu, ilk oyunculuk yapmaya başladığında bu işi matah bir şey sandığını itiraf ediyor<br />
Levendoğlu, "Benim insan değeri olarak, herhangi bir işte çalışan, herhangi birinden farkım yok. Bunu anladım ve hayata bakışım değişti" diyor<br />
<br />
<br />
Emret Komutanım, Zeliha'nın Gözleri, Lise Defteri, O Şimdi Asker ve Gece Gündüz... Bütün bu yapımlardan tanıdığımız Sarp Levendoğlu ile Emirgan'da, dizi çekiminden sonra buluşuyoruz. Bir kere acayip uzun boylu ve onu görür görmez neden sürekli polis ya da asker olduğunu hemen anlıyorsunuz. Zaten o da, durmadan ahkam kesen bir iş adamındansa bir polisi oynamayı daha çok tercih ettiğini söylüyor. Özellikle genç kızların çok beğendiği Levendoğlu,  dizi karakterine âşık olan kadınları anlamadığını, çekeceği filmle de hayatı bir yerinden dürtmek istediğini anlatıyor .<br />
<br />
Gece Gündüz'de Aslan karakterini oynuyorsunuz. Nasıl biri Aslan?<br />
İlk bakışta deli dolu bir polis gibi görünse de,  geçmişte ağır bir travma yaşamış biri Aslan. Dolayısıyla her şeyle dalga geçiyor gibi görünen bu ilk fotoğraf, gerçekte yaşadığı travmayı saklamak için giydiği bir zırh. Aslan, bütün suçluları, yaşadığı olaydan sorumlu tutuyor. İntikamını almak için de, hepsine, intikamımı senden alacağım diye yaklaşıyor. Sonuçta da, tepkileri normal polislerden daha şiddetli oluyor. <br />
<br />
Dizide bir de kuşak çatışması var...<br />
Evet, dizinin temelinde bu var: Settar (Tanrıöven) ağabeyin oynadığı Kemal karakteri, sakin, evli barklı, çocuğu olan, emekliliğini bekleyen biri. Ama ben geliyorum ve bir anda, bütün hayatı değişiyor, başına gelmedik kalmıyor. Mesela, Aslan hızlı araba kullanıyor; Kemal de, o hızlı arabanın içinde olmak durumunda. <br />
<br />
Polisiye türünün, diğerlerine göre ne gibi zorlukları oluyor? <br />
Elinizde silahla, önünüzde koşan bir adam, halkın içinde, Eminönü'nde koşmak zorundasınız mesela... İnsanlar korkuyor, heyecanlanıyor. Çoğu dizide olduğu gibi, bir evde, bir ofiste, kapalı, izole bir mekânda değilsiniz. Mesela bir araba kazası sahnesi oluyor... Çarpıyor olmuyor, bir daha, bir daha... Bir lafı söyleyemediğiniz zaman, tekrar söylemeniz belki 30 saniye fark eder; ama bir çarpışmayı bir daha çekmek, yirmi beş dakika fark ediyor. <br />
<br />
Silahla aranız nasıldır?<br />
Silahtan nefret ederim ve oynadığım karakterin silahı var, ama bu benim suçum değil. Oynadığım polis, "hayattan" biri. <br />
<br />
Asker ya da polis rollerinde, neredeyse akla gelen ilk isim olmanızı nasıl açıklıyorsunuz?<br />
(Gülüyor) Yani... Denk geldi diyelim... Özellikle öyle bir tercihim yok, ama ne bileyim yani durmadan konuşup, ahkam kesen bir işadamı oynamaktan daha eğlenceli, en azından komedisi olan bir iş. Ben mesela, zaten dizileri de izlemiyorum...<br />
<br />
İzlemiyor musunuz? Neden?<br />
Çünkü kalite çok kötü. Maalesef... Beş dakikadan fazla bakamıyorum, sıkılıyorum. İlk sezonda Avrupa Yakası'nı izliyordum, şimdi o da başka bir komedi türü oldu. Eskiden daha zeki bir durum komedisiydi, şimdi oyuncuların sırtına binmiş bir komedi var. Hani, Engin'in yerine başka birini koysanız, onu kimse izlemez. Dizi olayı, iyi bir şey değil.<br />
<br />
Nasıl?<br />
80 dakika kanalların insan ticareti yaptığı bir durum diyorum ben. Kölelik... Haftada seksen dakika... 80 dakikadan düzgün bir şey yapılması mümkün değil. Standardı günde altı, yedi sayfa senaryo çekmek iken, biz 35 sayfa çekiyoruz. Ekonomiden kaynaklanan sorunlar da var...<br />
<br />
Oyuncu olarak kimleri beğeniyorsunuz?<br />
Uğur Yücel, Şener Şen, Settar Tanrıöven, Haluk Bilginer, Al Pacino, Johnny Depp, Leonardo Di Caprio...  <br />
Yönetmenlik hayali<br />
<br />
Emret Komutanım'da 13 bölüm yönetmenlik yaptınız. Bundan sonrasında yönetmenlikle ilgili bir projeniz  var mı?<br />
Bir sinema filmi çekmeyi istiyorum. "Yalnız Balayı" diye bir kitap var. Onu yapmak isterim. Sinema başka türlü, derdi olan bir şey... <br />
<br />
"Yalnız Balayı"nın nesi sizi çekti?<br />
Herkesin,  içinde yaşadığı, ama söyleyemediği şeyler vardır. Bastırılmış, toplum tarafından engellenmiş cinsellik de bunlardan biri. Anaokulundan itibaren kız çocuklarına, bacağını ört, hanım otur diye saçma sapan şeylerin empoze edildiği bir ülkede yaşıyoruz. Ben sadece bunları insanların gözlerine sokmak; aslında böyle yapıyorsunuz, sonra da böyle yapmadığınızı söylüyorsunuz, demek istiyorum. Yani hayatı bir yerinden dürtmek istiyorum. <br />
<br />
Öyledir, değil mi? Anaokulundan bastırmaya başlanır...<br />
Arkadaşımın başına gelen bir şey mesela: Kızını hiç baskı yapmadan dört yaşına kadar büyütmüş. Çıplak balkona çıktığında, ayıp dememiş, ama hava serinse, üşüyebilirsin demiş. Kızı, anaokuluna başladıktan kısa bir süre sonra, etek giydiğinde, çizmesini giyerken, eğilmeden, bacaklarını göstermeden giymeye başlamış. Daha o yaşta, o küçücük çocuğa toplum baskısı başlamış. Toplum bu hale getiriyor, hasta ediyor yani bizi. <br />
<br />
<br />
<br />
Ünlü olmayı önemsemiyorum<br />
<br />
Geriye baktığınızda, kendinizde nelerin değiştiğini görüyorsunuz? <br />
O kadar çok şey var ki. Ben ilk oyunculuk yapmaya başladığımda, oyunculuğu matah bir şey zannetmiştim. Şu an, hiç öyle gelmiyor. Benim insan değeri olarak, herhangi bir işte çalışan, herhangi birinden farkım yok. Bunu anladım ve hayata bakışım değişti. Böylece hayatta daha neşeli, daha rahat olabildim, daha az kastım. Her insanın, bir diğeri kadar değerli olduğuna inandım. <br />
<br />
Eskiden nasıldınız?<br />
Daha snob'dum.<br />
<br />
Ne yapardınız mesela?<br />
Fotoğraf çektirirken, sıkıldım diyor; biri soru sorulduğunda konuşmuyordum. <br />
<br />
"Ünü önemsemiyorum. Ünü önemseyen insanların beceriksiz olduklarını bildikleri için, ünle var olmaya çalıştıklarını düşünüyorum" demişsiniz.<br />
Kötü oyuncu olup, sırf medyatik olduğu için veya kötü şarkıcı olup, hiç şarkı söyleyemeyip, sırf yaşadığı ilişkilerle gündeme gelen, bu şekilde iş yapan insanlar var. Eğer işinizi iyi yapıyorsanız, bir de paparazzi programına çıkıp, bir şeyler hakkında yorum yapmaya ihtiyacınız olmaz. Paparazzi programına insan niye çıkar? Görünmek için. Bunlar maalesef, bir insanın sırtından ve ilişkilerinden beslenen programlar. <br />
<br />
Kadınlar neler yapıyorlar?<br />
Aklı selim olanlar bir şey yapmıyorlar, ötekileri de kaale almıyorum. Dizi karakterine âşık olmak, ne demek? Karton bir şey o! Belki ben sapığım gerçek hayatımda... Belki çok kavgacı, agresif birisiyim.<br />
<br />
milliyet cafe<br />
<br />
ALINTI]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sarp LevendoğLu - Cosmopolitan dergisi Eylül sayısı röpörtajı...]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=132</link>
			<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 15:59:43 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=132</guid>
			<description><![CDATA["Beğenmeyen Almasın" Sarp Levendoğlu<br />
<br />
Ece Bildiren<br />
<br />
Gece-Gündüz dizisinde çılgın bir polis memurunu canlandıran yakışıklı oyuncu, çok yakıştığı kamera önünden arka tarafa transfer olmak üzere. 13 yaşından beri dayısı Mustafa Altıoklar'ın izinden giderek denemeler yapan Levendoğlu'nu, çok yakında kendi filminin yönetmen koltuğunda göreceğiz gibi görünüyor.<br />
<br />
Röportaj yapmaktan nefret eden ünlülerden bu kadar net ve kendinden emin cevaplar çıkmaz genelde. Çünkü o ünlülerin röportaj vermekten hoşlanmama sebebi, kendilerini iyi ifade edememeleri ve yanlış anlaşılmaktan çekinmeleridir. Sarp Levendoğlu içinse hiç böyle bir durum söz konusu değil. O anlaşılmak istemiyor ki yanlış anlaşılmaktan çekinsin! "Ben işimi yapıyorum; dizimi izleyip televizyonu kapatın, gerisini merak etmeyin" diyor, kendisiyle ilgili detay merak edenlere. Kendine olan güveni, mütevazı taraflarını gölgelesin istemiyor. Tüm bu ciddi tavırların yanında, Levendoğlu son derece komik, çocuksu ve mizah anlayışı gelişmiş biri. Zaten Bebek Kitchenette'in bahçesinde gerçekleştirdiğimiz fotoğraf çekiminde giydiği gömleklerden de çocuksu ruhuyla ilgili fikir edinebilirsiniz. Şaşırtıcı olsa da, Sarp Levendoğlu'nun düz beyaz ya da siyah gömleği yokmuş! "Kendimi sadece renkli şeyler içinde iyi hissediyorum, beyaz ya da siyah gömlek asla giymem, hiç 'ben' değiller. İlla giymem gereken resmi ortamlara bile Hawaiian gömleklerimi giyip gidiyorum" diyor ve ekliyor: "Beğenmeyen almasın."<br />
<br />
Bilgi Üniversitesi'ni yarım bırakmışsınız. Bölümü mü sevmediniz?<br />
Bölümüm, Gösteri Sanatları Yönetimi'ydi, bölümle sorunum yoktu. Ama devam zorunluluğu vardı ve ben çalışıyordum, bence tolerans göstermelilerdi. İnsanları mezun etmeme gibi bir amaç taşırlarsa, hiçbir şey kazandıramazlar.<br />
<br />
Şu an devam ettiğiniz Kültür Üniversitesi'nde de aynı sıkıntıyı yaşamıyor musunuz?<br />
Orada da devam zorunluluğu var ama daha olumlu karşılıyorlar, çalışan insanlara yardımcı oluyorlar.<br />
<br />
Sizi ilk tanımaya başladığımızda Mustafa Altıoklar'ın yeğeni olmanız ön plandaydı. Sonra ne oldu da bu dayı-yeğen dayanışması bir daha gündeme gelmedi?<br />
Mustafa'yı çok severim, ikinci babamdır. Onun yeğeni olmaktan gurur duyuyorum. Bunu duyurmamak, saklamak gibi de bir çabam hiç olmadı, çok duymuyorsanız denk gelmediği içindir.<br />
<br />
Yönetmenlik yapmak istemenizde onun etkisi var mı?<br />
Var tabii. Çocukken insanlar etraflarındakilerden kendilerine 'rol model' seçiyorlar. Aslında Mustafa doktordur, biliyorsunuz. Ben, o doktorluk yaptığı zamanlarda küçüktüm ve 'Doktor olacağım' derdim, sırf bu yüzden! Ama asıl meslek seçme bilincim oturduğunda Mustafa yönetmenlik yapmaya başlamıştı. Etrafında da hep yönetmenler ve oyuncular vardı. Ben de onlarla büyüdüm, gözümü onlarla açtım.<br />
<br />
Yönetmen olmak için gereken tekniği nasıl öğrendiniz? Okulda yönetmenlik okumadınız bildiğim kadarıyla...<br />
Yo, iki okulumda da yönetmenlikle ilgili teknik eğitimler aldım. Pratiğim de 13 yaşından beri yönetmenlere asistanlık yaparak gelişti. Oynadığım dizilerin bazı bölümlerini ben çektim. Zaten sette çekilen bir dizi bölümü, okulda okuduğunuz bir yıla bedel eğitim veriyor. Bir de yönetmen gözüne sahip olmak başka bir şey. Kamerayı nereye koyarsanız ne alacağınızı anında görmek sizi iyi bir yönetmen yapar.<br />
<br />
DEVAMI COSMOPOLITAN'IN EYLÜL SAYISINDA<br />
<br />
Derginin sitesinden aLdım, dergiyi aLırsanız Lütfen ScanLeyin <br />
<br />
ALINTI]]></description>
			<content:encoded><![CDATA["Beğenmeyen Almasın" Sarp Levendoğlu<br />
<br />
Ece Bildiren<br />
<br />
Gece-Gündüz dizisinde çılgın bir polis memurunu canlandıran yakışıklı oyuncu, çok yakıştığı kamera önünden arka tarafa transfer olmak üzere. 13 yaşından beri dayısı Mustafa Altıoklar'ın izinden giderek denemeler yapan Levendoğlu'nu, çok yakında kendi filminin yönetmen koltuğunda göreceğiz gibi görünüyor.<br />
<br />
Röportaj yapmaktan nefret eden ünlülerden bu kadar net ve kendinden emin cevaplar çıkmaz genelde. Çünkü o ünlülerin röportaj vermekten hoşlanmama sebebi, kendilerini iyi ifade edememeleri ve yanlış anlaşılmaktan çekinmeleridir. Sarp Levendoğlu içinse hiç böyle bir durum söz konusu değil. O anlaşılmak istemiyor ki yanlış anlaşılmaktan çekinsin! "Ben işimi yapıyorum; dizimi izleyip televizyonu kapatın, gerisini merak etmeyin" diyor, kendisiyle ilgili detay merak edenlere. Kendine olan güveni, mütevazı taraflarını gölgelesin istemiyor. Tüm bu ciddi tavırların yanında, Levendoğlu son derece komik, çocuksu ve mizah anlayışı gelişmiş biri. Zaten Bebek Kitchenette'in bahçesinde gerçekleştirdiğimiz fotoğraf çekiminde giydiği gömleklerden de çocuksu ruhuyla ilgili fikir edinebilirsiniz. Şaşırtıcı olsa da, Sarp Levendoğlu'nun düz beyaz ya da siyah gömleği yokmuş! "Kendimi sadece renkli şeyler içinde iyi hissediyorum, beyaz ya da siyah gömlek asla giymem, hiç 'ben' değiller. İlla giymem gereken resmi ortamlara bile Hawaiian gömleklerimi giyip gidiyorum" diyor ve ekliyor: "Beğenmeyen almasın."<br />
<br />
Bilgi Üniversitesi'ni yarım bırakmışsınız. Bölümü mü sevmediniz?<br />
Bölümüm, Gösteri Sanatları Yönetimi'ydi, bölümle sorunum yoktu. Ama devam zorunluluğu vardı ve ben çalışıyordum, bence tolerans göstermelilerdi. İnsanları mezun etmeme gibi bir amaç taşırlarsa, hiçbir şey kazandıramazlar.<br />
<br />
Şu an devam ettiğiniz Kültür Üniversitesi'nde de aynı sıkıntıyı yaşamıyor musunuz?<br />
Orada da devam zorunluluğu var ama daha olumlu karşılıyorlar, çalışan insanlara yardımcı oluyorlar.<br />
<br />
Sizi ilk tanımaya başladığımızda Mustafa Altıoklar'ın yeğeni olmanız ön plandaydı. Sonra ne oldu da bu dayı-yeğen dayanışması bir daha gündeme gelmedi?<br />
Mustafa'yı çok severim, ikinci babamdır. Onun yeğeni olmaktan gurur duyuyorum. Bunu duyurmamak, saklamak gibi de bir çabam hiç olmadı, çok duymuyorsanız denk gelmediği içindir.<br />
<br />
Yönetmenlik yapmak istemenizde onun etkisi var mı?<br />
Var tabii. Çocukken insanlar etraflarındakilerden kendilerine 'rol model' seçiyorlar. Aslında Mustafa doktordur, biliyorsunuz. Ben, o doktorluk yaptığı zamanlarda küçüktüm ve 'Doktor olacağım' derdim, sırf bu yüzden! Ama asıl meslek seçme bilincim oturduğunda Mustafa yönetmenlik yapmaya başlamıştı. Etrafında da hep yönetmenler ve oyuncular vardı. Ben de onlarla büyüdüm, gözümü onlarla açtım.<br />
<br />
Yönetmen olmak için gereken tekniği nasıl öğrendiniz? Okulda yönetmenlik okumadınız bildiğim kadarıyla...<br />
Yo, iki okulumda da yönetmenlikle ilgili teknik eğitimler aldım. Pratiğim de 13 yaşından beri yönetmenlere asistanlık yaparak gelişti. Oynadığım dizilerin bazı bölümlerini ben çektim. Zaten sette çekilen bir dizi bölümü, okulda okuduğunuz bir yıla bedel eğitim veriyor. Bir de yönetmen gözüne sahip olmak başka bir şey. Kamerayı nereye koyarsanız ne alacağınızı anında görmek sizi iyi bir yönetmen yapar.<br />
<br />
DEVAMI COSMOPOLITAN'IN EYLÜL SAYISINDA<br />
<br />
Derginin sitesinden aLdım, dergiyi aLırsanız Lütfen ScanLeyin <br />
<br />
ALINTI]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[&quot;Oyun Oynayan Çocuklarız Biz&quot; -Yepyeni Röportaj-]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=131</link>
			<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 15:56:56 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=131</guid>
			<description><![CDATA["Oyunculuk kelimesi kendini çok iyi tanımlıyor" diyor Gece Gündüz'ün "Aslan"ı Sarp Levendoğlu. O,yaptığı işe aşırı değer biçenlerden değil; hayatı,işini olduğu gibi alıyor ve kendi bildiğini okuyor... Çok yakında Mustafa Altıoklar'ın yöneteceği,Atatürk'ün son iki saatini anlatacak filmde bir Türk subayını canlandıracak!<br />
<br />
Hiç istemiyor... O kadar istemiyor ki kendisini anlatmayı, her sorumda arkasını dönüp gidecekmiş gibi geliyor. "Hiçbir röportajımı okumam,vakit kaybı" cümlesini duyduğumda,isteksiz tavrını gayet net ifade eden vücut dilini doğru yorumladığımı anlıyorum.<br />
Gece Gündüz dizisinin delidolu polisi "Aslan" karakterini canlandıran Sarp Levendoğlu ile dizi setinde buluşuyoruz. Emirgan'da diziler için kiralanan gerçek bir evde;-aynen diğer setler gibi- zaman kavramının yitirildiği, gündüzlerin gecelere karıştığı, havada "burası yorgun insanların mekanıdır" duygusunun koklanabildiği bir yerdeyiz. Burada yaşam "stop" ve "kayıt" sözcükleri arasındaki zamandan ibaret.<br />
Ne zaman biteceği belli olmayan bir sahnenin son dakikalarının gelmiş olması ümidiyle bekliyorum. Nihayet Sarp, kapıda çantasıyla beliriyor... Bu onu ilk görüşüm. El sıkışıyoruz. Yakışıklılığı şüphe *****ürmüyor; kara kaşlı, kara gözlü ama biraz cansız yüzlü. Bu aralar hep böyleymiş kendisi, çok çalışmaktan belli ki. "Makine değilim ki ben benzinimi koysunlar çalışayım... Ama sanki makineymişim gibi çalışıyorum. 80 dakikalık dizi çekmek çok zor. Normal koşullarda yapılması gerekenin 5 katı fazla ve düzensiz saatlerde çalışıyoruz, çok yoruluyorum" diyor.<br />
"İşimi abartmıyorum"<br />
Hiç öyle "Aslan Aslan" görünmüyor gözüme,sanki üniversiteden arkadaşım. Bu mütevazı görüntüsü,oyunculuk mesleğini herhangi bir meslekten farklı görmediğinden olsa gerek; hayatı yaşamak, işini yapmak, herkes nasıl yaşıyorsa o da öyle yaşamak istiyor. "Oyuncu olmak artık bir çok insan için kolay sınıf atlama yöntemi. Kimilerinin bakışı bu,ben onlardan değilim. Ben yaptığım işe aşırı değer biçmiyorum" diyor. Başkalarının hayatını merak etmediği gibi kendisininkine olan ilgi onu pek ilgilendirmiyor. O yüzden aslında bu isteksizliği. Ne magazin izliyor ne dizi. Magazine olan tepkisini anlamakla birlikte bir oyuncu olarak dizi izlememesi konusunu biraz deşmek istiyorum. Gerçekten izlemeye değer bulacak kadar başarılı yapımlar görmediği için hiçbir diziye bakmadığını anlatıyor. "Hem yapım, hem de oyunculuk anlamında yurtdışından o kadar uzağız ki...Onlar gelecek 13 bölümde ne çekeceklerini biliyorlar, her şey planlı ve programlılar. Seyircinin beğenisine göre senaryolar değişmiyor, kanallar baskı yapmıyor..." <br />
Sinema filmi geliyor<br />
Muhabbet ilerledikçe, "Sevgilin var m?" minvalinde genişleyeceğini düşündüğü bir diyaloğa hazırlanmış halini üzerinden atıyor. Kısa cümleler uzuyor, "kendimi anlatmayı sevmiyorum" havasından çıkıyor ve hakikaten bu defa konuşmaya başlıyor. Bu ay çekimleri başlayacak olan, Mustafa Altıoklar'ın yönetmenlik koltuğunda oturduğu, Mustafa Kemal Atatürk'ün son 2 saatinin anlatıldığı Amerikan-Türk ortak yapımı filmde rol alacağını anlatıyor. "Geçmişe flashback'lerle örülmüş bir film. Rolüm ufak ancak mutluyum bu filmde olduğum için. Anzaklarla Türklerin savaştığı bir sahnede Türk subayını canlandırıyorum. Mustafa önerdi bana bu rolü, senaryoyu gösterdi, beğendim ve yer almaya karar verdim" diyor. Hazır Mustafa demişken bugüne kadar canını çok sıktığını düşündüğüm bir soruyu sormanın vaktinin geldiğini düşünüyorum.<br />
"Senin için 'Mustafa Altıoklar'dan torpilli' ifadesini çok kullandılar, artık rüştünü ispatlamış bir oyuncu olarak çok takıldığını düşünmesem de hislerini merak ediyorum" diye dökülüverdim...<br />
Hiç kızmıyor bu soruma. Görüyorum ki gerçekten acımamış. Aksine, anlattıkça çocukluğundan beri Mustafa Altıoklar gibi bir rol modelinin varlığını kendi iyiliği için nasıl da becerikli bir şekilde kullandığını anlıyorum.<br />
Dış kapının mandalı<br />
Bu koşullarda "Mustafa'dan torpilli" lafı hakikaten dış kapının mandalı. "Mustafa benim babam gibidir... Çocukken bir şekilde birisini rol modeli olarak seçiyorsunuz kendinize. Benim etrafımda bir sinemacı vardı, gerisi de doktordu. Benim rol modelim Mustafa idi, zaten belli ki ya doktor olacaktım ya da sinemacı, kaderimde vardı. Başka bir şey hayal etmiyordum çocukluğumda. Çocukluğumdan beri bu işlerin içindeyim, sadece Mustafa ile bağlantılı olarak değil. İnsanlar ortaokul bittiğinde belki ilk defa tiyatroyla adamakıllı tanışır, ben ortaokula gelene kadar o diğer insanların üniversiteye kadar izledikleri oyunun on katı kadar oyun izlemiştim bile. O anlamda şanslıyım. Elbette belki Mustafa'nın yeğeni olmasam Lise Defteri'nde ilk şansı bu kadar kolay vermeyeceklerdi. Şans verildi, ben de değerlendirdim. İyi konuşanın da kötü konuşanın da canı sağolsun!" diyor. Sarp hayatında oyunculuğu ilk defa 6 yaşındayken TRT'de bir dizide deneyimlemiş. "Oyun gibi gelmişti bana o zamanlar her şey. Aslında bir yetişkin olunca da o oyun duygusunu kaybetmemek önemli sanırım. Oyunculuk kelimesi aslında kendini ifade ediyor... Biz kocaman çocuklarız ve elimize silah veriyorlar, biz polisçilik oynuyoruz aslında. Normalde böyle bir şey yapsanız deli derler insana!" dediğinde tespiti ve teşbihini alkışlıyorum.<br />
Doğayı seviyor<br />
Sarp "polisçilik oynamazken" bol bol doğada vakit geçiriyor. Çalışırken tükettiği enerjiyi doğada vakit geçirerek geri kazanıyor. "Doğada olmayı çok seviyorum.Beni şarj ediyor. Fethiye'de ufak tatil köyü gibi bir yerim var, orayı çok seviyorum. Doğada saatlerimi geçirebilirim... Bunun dışında İstanbul'daysam eğer, arkadaşlarımla birlikte yemeğe çıkarım... Onlarla vakit geçirmeyi severim. Pek hobim yok..." diye cümlesini noktalayacağını beklerken pek de tahmin etmediğim bir yanını gösteriyor: "Ama çok güzel yemek yaparım..." Arkadaşları "hadi bize yemek yap" der, evine gelirlermiş hep, pek leziz yemekler pişirirmiş Sap...<br />
Yemek de yapıyor<br />
Bir erkeğin basit yaşamsal alışkanlıkları karakteriyle ilgili de çok şey anlatır ya, hemen meraklanıyorum: Dizideki karakteri gibi "serbest düşüş" insanı mı, yoksa "aile adamı" mı acaba? Hani iyi yemek yapıyor ya... "Hesaplar yaparak yaşamıyorum hayatı. Evlilik, ilişki olursa olur, şu zaman evlenirim sonra da bunu yaparım gibi planlarla yaşamıyorum. Evlilik,hayatın yüklediği bir zorunluluklar gibi görünüyor birçok insana. Ben öyle zorunluluklara inanmıyorum. Zorunluluk değil, yüksek arzu, istek olmalı... Olursa yarın da olur birkaç sene sonra da olur ya da hiç olmayabilir. Hayat ne gösterirse..." <br />
Yuvarlak cevaplara bayılıyorum.<br />
---"Kendimi dışarıdan görebiliyorum"---<br />
Oyunculuk dünyasına girdiği günden beri hayali olan yönetmenliği, Emret Komutanım'da 13 bölüm boyunca hayata geçirmişti Sarp. Artık yapımlara salt oyuncu gözüyle değil, bir yönetmen perspektifiyle de bakabildiğini anlatıyor: "Yönetmenlik yapmaya başladıktan sonra hayata bakışım çok değişti. Kendimi dışarıdan görebilmeye başladım..."<br />
Peki yönetmenlik mi oyunculuk mu? Yoksa Sarp, 10 yıl sonrasının Mustafa Altıoklar'ı mı? Genç oyuncu "ya şundadır ya bunda"cılık oynamıyor,bu konuda gayet istekli ve ciddi: "Yönetmenlik teklifleri geliyor ancak vakitsizlikten fırsat bulamıyorum. Yönetmenlik söz konusu olacaksa bir sinema filmini tercih ederim,fırsat bulduğumda Yalnız Balayı kitabını veya kendi hikayelerimi çekmek istiyorum" cümleleriyle,kendi geleceğiyle ilgil öngörülerde bulunuyor...<br />
---"En büyük eğitim okuldan gelmiyor"--- <br />
Sarp, Kültür Üniversitesi'nde oyunculuk eğitimi almış. Fakat oyunculukla ilgili en büyük eğitim okuldan gelmiyor ona göre. "Oyunculuk tamamen insan olmaktan ve kendini bilmekten, işini yaparken kendini bırakmaktan ibaret bence. Bir karakterin içine girebiliyorsanız demek ki o işi kıvırabiliyorsunuz demektir. Beni normal hayatımda alıp karakola *****ürdüğünüzde polisler beni yadırgamıyorsa ben başarılı olduğumu anlarım" diyor. Emret Komutanım'dan sonra subaylardan aldığı "Biz sizi kendimizden gibi görüyoruz" cümlesi herhalde onun bu tezini bir kez daha doğruluyor...<br />
<br />
Dergideki resimler:<br />
http://img523.imageshack.us/my.php?image=elele22bs5.jpg<br />
http://img507.imageshack.us/my.php?image=image4wt3.jpg<br />
http://img98.imageshack.us/my.php?image=image5of4.jpg<br />
http://img98.imageshack.us/my.php?image=image11lv3.jpg <br />
resimler çok büyüktü, küçültmek de istemedim o yüzden linklerini koydum (; <br />
yeni resim: http://img530.imageshack.us/my.php?image=image2kj1.jpg<br />
<br />
<br />
Kaynak:Elele Dergisi Kasım Sayısı<br />
<br />
ALINTI]]></description>
			<content:encoded><![CDATA["Oyunculuk kelimesi kendini çok iyi tanımlıyor" diyor Gece Gündüz'ün "Aslan"ı Sarp Levendoğlu. O,yaptığı işe aşırı değer biçenlerden değil; hayatı,işini olduğu gibi alıyor ve kendi bildiğini okuyor... Çok yakında Mustafa Altıoklar'ın yöneteceği,Atatürk'ün son iki saatini anlatacak filmde bir Türk subayını canlandıracak!<br />
<br />
Hiç istemiyor... O kadar istemiyor ki kendisini anlatmayı, her sorumda arkasını dönüp gidecekmiş gibi geliyor. "Hiçbir röportajımı okumam,vakit kaybı" cümlesini duyduğumda,isteksiz tavrını gayet net ifade eden vücut dilini doğru yorumladığımı anlıyorum.<br />
Gece Gündüz dizisinin delidolu polisi "Aslan" karakterini canlandıran Sarp Levendoğlu ile dizi setinde buluşuyoruz. Emirgan'da diziler için kiralanan gerçek bir evde;-aynen diğer setler gibi- zaman kavramının yitirildiği, gündüzlerin gecelere karıştığı, havada "burası yorgun insanların mekanıdır" duygusunun koklanabildiği bir yerdeyiz. Burada yaşam "stop" ve "kayıt" sözcükleri arasındaki zamandan ibaret.<br />
Ne zaman biteceği belli olmayan bir sahnenin son dakikalarının gelmiş olması ümidiyle bekliyorum. Nihayet Sarp, kapıda çantasıyla beliriyor... Bu onu ilk görüşüm. El sıkışıyoruz. Yakışıklılığı şüphe *****ürmüyor; kara kaşlı, kara gözlü ama biraz cansız yüzlü. Bu aralar hep böyleymiş kendisi, çok çalışmaktan belli ki. "Makine değilim ki ben benzinimi koysunlar çalışayım... Ama sanki makineymişim gibi çalışıyorum. 80 dakikalık dizi çekmek çok zor. Normal koşullarda yapılması gerekenin 5 katı fazla ve düzensiz saatlerde çalışıyoruz, çok yoruluyorum" diyor.<br />
"İşimi abartmıyorum"<br />
Hiç öyle "Aslan Aslan" görünmüyor gözüme,sanki üniversiteden arkadaşım. Bu mütevazı görüntüsü,oyunculuk mesleğini herhangi bir meslekten farklı görmediğinden olsa gerek; hayatı yaşamak, işini yapmak, herkes nasıl yaşıyorsa o da öyle yaşamak istiyor. "Oyuncu olmak artık bir çok insan için kolay sınıf atlama yöntemi. Kimilerinin bakışı bu,ben onlardan değilim. Ben yaptığım işe aşırı değer biçmiyorum" diyor. Başkalarının hayatını merak etmediği gibi kendisininkine olan ilgi onu pek ilgilendirmiyor. O yüzden aslında bu isteksizliği. Ne magazin izliyor ne dizi. Magazine olan tepkisini anlamakla birlikte bir oyuncu olarak dizi izlememesi konusunu biraz deşmek istiyorum. Gerçekten izlemeye değer bulacak kadar başarılı yapımlar görmediği için hiçbir diziye bakmadığını anlatıyor. "Hem yapım, hem de oyunculuk anlamında yurtdışından o kadar uzağız ki...Onlar gelecek 13 bölümde ne çekeceklerini biliyorlar, her şey planlı ve programlılar. Seyircinin beğenisine göre senaryolar değişmiyor, kanallar baskı yapmıyor..." <br />
Sinema filmi geliyor<br />
Muhabbet ilerledikçe, "Sevgilin var m?" minvalinde genişleyeceğini düşündüğü bir diyaloğa hazırlanmış halini üzerinden atıyor. Kısa cümleler uzuyor, "kendimi anlatmayı sevmiyorum" havasından çıkıyor ve hakikaten bu defa konuşmaya başlıyor. Bu ay çekimleri başlayacak olan, Mustafa Altıoklar'ın yönetmenlik koltuğunda oturduğu, Mustafa Kemal Atatürk'ün son 2 saatinin anlatıldığı Amerikan-Türk ortak yapımı filmde rol alacağını anlatıyor. "Geçmişe flashback'lerle örülmüş bir film. Rolüm ufak ancak mutluyum bu filmde olduğum için. Anzaklarla Türklerin savaştığı bir sahnede Türk subayını canlandırıyorum. Mustafa önerdi bana bu rolü, senaryoyu gösterdi, beğendim ve yer almaya karar verdim" diyor. Hazır Mustafa demişken bugüne kadar canını çok sıktığını düşündüğüm bir soruyu sormanın vaktinin geldiğini düşünüyorum.<br />
"Senin için 'Mustafa Altıoklar'dan torpilli' ifadesini çok kullandılar, artık rüştünü ispatlamış bir oyuncu olarak çok takıldığını düşünmesem de hislerini merak ediyorum" diye dökülüverdim...<br />
Hiç kızmıyor bu soruma. Görüyorum ki gerçekten acımamış. Aksine, anlattıkça çocukluğundan beri Mustafa Altıoklar gibi bir rol modelinin varlığını kendi iyiliği için nasıl da becerikli bir şekilde kullandığını anlıyorum.<br />
Dış kapının mandalı<br />
Bu koşullarda "Mustafa'dan torpilli" lafı hakikaten dış kapının mandalı. "Mustafa benim babam gibidir... Çocukken bir şekilde birisini rol modeli olarak seçiyorsunuz kendinize. Benim etrafımda bir sinemacı vardı, gerisi de doktordu. Benim rol modelim Mustafa idi, zaten belli ki ya doktor olacaktım ya da sinemacı, kaderimde vardı. Başka bir şey hayal etmiyordum çocukluğumda. Çocukluğumdan beri bu işlerin içindeyim, sadece Mustafa ile bağlantılı olarak değil. İnsanlar ortaokul bittiğinde belki ilk defa tiyatroyla adamakıllı tanışır, ben ortaokula gelene kadar o diğer insanların üniversiteye kadar izledikleri oyunun on katı kadar oyun izlemiştim bile. O anlamda şanslıyım. Elbette belki Mustafa'nın yeğeni olmasam Lise Defteri'nde ilk şansı bu kadar kolay vermeyeceklerdi. Şans verildi, ben de değerlendirdim. İyi konuşanın da kötü konuşanın da canı sağolsun!" diyor. Sarp hayatında oyunculuğu ilk defa 6 yaşındayken TRT'de bir dizide deneyimlemiş. "Oyun gibi gelmişti bana o zamanlar her şey. Aslında bir yetişkin olunca da o oyun duygusunu kaybetmemek önemli sanırım. Oyunculuk kelimesi aslında kendini ifade ediyor... Biz kocaman çocuklarız ve elimize silah veriyorlar, biz polisçilik oynuyoruz aslında. Normalde böyle bir şey yapsanız deli derler insana!" dediğinde tespiti ve teşbihini alkışlıyorum.<br />
Doğayı seviyor<br />
Sarp "polisçilik oynamazken" bol bol doğada vakit geçiriyor. Çalışırken tükettiği enerjiyi doğada vakit geçirerek geri kazanıyor. "Doğada olmayı çok seviyorum.Beni şarj ediyor. Fethiye'de ufak tatil köyü gibi bir yerim var, orayı çok seviyorum. Doğada saatlerimi geçirebilirim... Bunun dışında İstanbul'daysam eğer, arkadaşlarımla birlikte yemeğe çıkarım... Onlarla vakit geçirmeyi severim. Pek hobim yok..." diye cümlesini noktalayacağını beklerken pek de tahmin etmediğim bir yanını gösteriyor: "Ama çok güzel yemek yaparım..." Arkadaşları "hadi bize yemek yap" der, evine gelirlermiş hep, pek leziz yemekler pişirirmiş Sap...<br />
Yemek de yapıyor<br />
Bir erkeğin basit yaşamsal alışkanlıkları karakteriyle ilgili de çok şey anlatır ya, hemen meraklanıyorum: Dizideki karakteri gibi "serbest düşüş" insanı mı, yoksa "aile adamı" mı acaba? Hani iyi yemek yapıyor ya... "Hesaplar yaparak yaşamıyorum hayatı. Evlilik, ilişki olursa olur, şu zaman evlenirim sonra da bunu yaparım gibi planlarla yaşamıyorum. Evlilik,hayatın yüklediği bir zorunluluklar gibi görünüyor birçok insana. Ben öyle zorunluluklara inanmıyorum. Zorunluluk değil, yüksek arzu, istek olmalı... Olursa yarın da olur birkaç sene sonra da olur ya da hiç olmayabilir. Hayat ne gösterirse..." <br />
Yuvarlak cevaplara bayılıyorum.<br />
---"Kendimi dışarıdan görebiliyorum"---<br />
Oyunculuk dünyasına girdiği günden beri hayali olan yönetmenliği, Emret Komutanım'da 13 bölüm boyunca hayata geçirmişti Sarp. Artık yapımlara salt oyuncu gözüyle değil, bir yönetmen perspektifiyle de bakabildiğini anlatıyor: "Yönetmenlik yapmaya başladıktan sonra hayata bakışım çok değişti. Kendimi dışarıdan görebilmeye başladım..."<br />
Peki yönetmenlik mi oyunculuk mu? Yoksa Sarp, 10 yıl sonrasının Mustafa Altıoklar'ı mı? Genç oyuncu "ya şundadır ya bunda"cılık oynamıyor,bu konuda gayet istekli ve ciddi: "Yönetmenlik teklifleri geliyor ancak vakitsizlikten fırsat bulamıyorum. Yönetmenlik söz konusu olacaksa bir sinema filmini tercih ederim,fırsat bulduğumda Yalnız Balayı kitabını veya kendi hikayelerimi çekmek istiyorum" cümleleriyle,kendi geleceğiyle ilgil öngörülerde bulunuyor...<br />
---"En büyük eğitim okuldan gelmiyor"--- <br />
Sarp, Kültür Üniversitesi'nde oyunculuk eğitimi almış. Fakat oyunculukla ilgili en büyük eğitim okuldan gelmiyor ona göre. "Oyunculuk tamamen insan olmaktan ve kendini bilmekten, işini yaparken kendini bırakmaktan ibaret bence. Bir karakterin içine girebiliyorsanız demek ki o işi kıvırabiliyorsunuz demektir. Beni normal hayatımda alıp karakola *****ürdüğünüzde polisler beni yadırgamıyorsa ben başarılı olduğumu anlarım" diyor. Emret Komutanım'dan sonra subaylardan aldığı "Biz sizi kendimizden gibi görüyoruz" cümlesi herhalde onun bu tezini bir kez daha doğruluyor...<br />
<br />
Dergideki resimler:<br />
http://img523.imageshack.us/my.php?image=elele22bs5.jpg<br />
http://img507.imageshack.us/my.php?image=image4wt3.jpg<br />
http://img98.imageshack.us/my.php?image=image5of4.jpg<br />
http://img98.imageshack.us/my.php?image=image11lv3.jpg <br />
resimler çok büyüktü, küçültmek de istemedim o yüzden linklerini koydum (; <br />
yeni resim: http://img530.imageshack.us/my.php?image=image2kj1.jpg<br />
<br />
<br />
Kaynak:Elele Dergisi Kasım Sayısı<br />
<br />
ALINTI]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[aslan'a en cok kim yakisiyor?]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=130</link>
			<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 15:52:27 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=130</guid>
			<description><![CDATA[bence hayriyem yakisiyor ya sizce?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[bence hayriyem yakisiyor ya sizce?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kediye benzemek için defalarca ameliyat oldu]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=129</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 23:48:43 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=129</guid>
			<description><![CDATA[Amerikalı Dennis Avner, bir kedi gibi görünmek için defalarca estetik ameliyat oldu. <br />
<br />
04.09.2008 Kedi gibi görünübilmek için defalarca bıçak altına yatan 44 yaşındaki bilgisayar teknisyeni Dennis Avner, Londra&#8217;da katıldığı bir müze açılışında büyük ilgi topladı. <br />
<br />
Kızılderili inancına göre kendisinin kedi familyasına ait olduğunu düşünen ve &#8216;Stalker Cat&#8217; adını kullanan Avner, bir kedi gibi görünmek için estetik müdahaleyle üst dudağını kaldırttı ve burnunu küçülttürdü. <br />
İlk kez 23 yaşında vücuduna yaptırdığı kaplan dövmesiyle transformasyonun başladığını söyleyen Dennis Avner, yaptırdığı ameliyatları kediye dönüşmek için zorunda olduğu müdahaleler olarak belirtiyor. Kalıcı dövmelerle yüzü ve vücuduna kedi motifleri yaptıran çılgın Amerikalı, ağız bölgesine yaptırdığı piercinglere her sabah sentetik kedi bıyığı yerleştiriyor. &#8216;Dünyanın en modifiye edilmiş insanı&#8217; ünvanına sahip Anver, bu halinden çok memnun olduğunu söyledi. <br />
<br />
H2<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
alinti]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Amerikalı Dennis Avner, bir kedi gibi görünmek için defalarca estetik ameliyat oldu. <br />
<br />
04.09.2008 Kedi gibi görünübilmek için defalarca bıçak altına yatan 44 yaşındaki bilgisayar teknisyeni Dennis Avner, Londra&#8217;da katıldığı bir müze açılışında büyük ilgi topladı. <br />
<br />
Kızılderili inancına göre kendisinin kedi familyasına ait olduğunu düşünen ve &#8216;Stalker Cat&#8217; adını kullanan Avner, bir kedi gibi görünmek için estetik müdahaleyle üst dudağını kaldırttı ve burnunu küçülttürdü. <br />
İlk kez 23 yaşında vücuduna yaptırdığı kaplan dövmesiyle transformasyonun başladığını söyleyen Dennis Avner, yaptırdığı ameliyatları kediye dönüşmek için zorunda olduğu müdahaleler olarak belirtiyor. Kalıcı dövmelerle yüzü ve vücuduna kedi motifleri yaptıran çılgın Amerikalı, ağız bölgesine yaptırdığı piercinglere her sabah sentetik kedi bıyığı yerleştiriyor. &#8216;Dünyanın en modifiye edilmiş insanı&#8217; ünvanına sahip Anver, bu halinden çok memnun olduğunu söyledi. <br />
<br />
H2<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
alinti]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ilginç bilgiler]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=128</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 23:47:16 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=128</guid>
			<description><![CDATA[&#9829; 18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı.<br />
&#9829; ABD&#8217;de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır.<br />
&#9829; Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.<br />
&#9829; Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.<br />
&#9829; Amerika&#8217;da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor.<br />
&#9829; Amerika&#8217;da satışa sunulan ilk cd, Bruce springsteen`in "Born in Theusa" albümüdür.<br />
&#9829; Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.<br />
&#9829; Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler.<br />
&#9829; Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.<br />
&#9829; Avustralya&#8217;daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar.<br />
&#9829; Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.<br />
&#9829; Başkan John F. Kenndy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi.<br />
&#9829; Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur<br />
&#9829; Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.<br />
&#9829; Bir Big Mac hamburgerin ekmeğinde ortalama 178 adet susam bulunuyor.<br />
&#9829; Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.<br />
&#9829; Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.<br />
&#9829; Bir Erkek Hayatının Ortalama 3350 Saatini Tıraş Olmak İçin Harcar.<br />
&#9829; Bir hamamböceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden dokuz gün yaşayabiliyor.<br />
&#9829; Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.<br />
&#9829; Bir karınca kendi ağırlığının elli kati ağırlığı kaldırabilir.<br />
&#9829; Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir kopeğinki kadar gelişmiştir.<br />
&#9829; Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.<br />
&#9829; Bir kromozom bir genden daha büyüktür.<br />
&#9829; Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.<br />
&#9829; Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.<br />
&#9829; Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır.<br />
&#9829; Buckingham sarayında 602 oda bulunuyor.<br />
&#9829; Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg<br />
&#9829; Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya&#8217;nın İshigaki Adası&#8217;nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.<br />
&#9829; Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika&#8217;dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.<br />
&#9829; Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.<br />
&#9829; Central park`ta yüzmek yasalara aykırıdır.<br />
&#9829; Çocuklar baharda daha fazla buyuyor.<br />
&#9829; Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir.<br />
&#9829; Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.<br />
&#9829; Döllenmeden sonra çocuğun boyu 5 milyon kat buyur...<br />
&#9829; Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır.<br />
&#9829; Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur.<br />
&#9829; Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır.<br />
&#9829; Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.1878 yılının şubat ayında &#9829; Connecticut New Haven&#8217;da yayımlanmıştı.<br />
&#9829; Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi cinliler.<br />
&#9829; Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba&#8217;dır.<br />
&#9829; Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90 cm kadar uzuyor=.<br />
&#9829; Eğer Barbie gerçekten yaşasaydı vücut ölçüleri 97&#8211;72 82 cm olacaktı.<br />
&#9829; Eiffel Kulesi&#8217;nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır.<br />
&#9829; Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.<br />
&#9829; En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa&#8217;dır.<br />
&#9829; En yakin oldukları noktada, Rusya ve Amerikanın birbirlerine uzaklıkları dört km `den daha azdır.<br />
&#9829; Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk koru oluyorlar.<br />
&#9829; Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan yirmiden fazla sözcük vardır.<br />
&#9829; Fareler kusamaz.<br />
&#9829; Filler zıplayamayan tek memelidir.<br />
&#9829; Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.<br />
&#9829; Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.<br />
&#9829; Gözleri açık tutarak hapşırmak imkânsızdır.<br />
&#9829; Gözlerimiz hiçbir zaman büyümez. Ama burnumuz ve kulaklarımızın büyümesi asla sona ermez.<br />
<br />
alinti]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[&#9829; 18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı.<br />
&#9829; ABD&#8217;de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır.<br />
&#9829; Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.<br />
&#9829; Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.<br />
&#9829; Amerika&#8217;da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor.<br />
&#9829; Amerika&#8217;da satışa sunulan ilk cd, Bruce springsteen`in "Born in Theusa" albümüdür.<br />
&#9829; Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.<br />
&#9829; Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler.<br />
&#9829; Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.<br />
&#9829; Avustralya&#8217;daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar.<br />
&#9829; Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.<br />
&#9829; Başkan John F. Kenndy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi.<br />
&#9829; Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur<br />
&#9829; Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.<br />
&#9829; Bir Big Mac hamburgerin ekmeğinde ortalama 178 adet susam bulunuyor.<br />
&#9829; Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.<br />
&#9829; Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.<br />
&#9829; Bir Erkek Hayatının Ortalama 3350 Saatini Tıraş Olmak İçin Harcar.<br />
&#9829; Bir hamamböceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden dokuz gün yaşayabiliyor.<br />
&#9829; Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.<br />
&#9829; Bir karınca kendi ağırlığının elli kati ağırlığı kaldırabilir.<br />
&#9829; Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir kopeğinki kadar gelişmiştir.<br />
&#9829; Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.<br />
&#9829; Bir kromozom bir genden daha büyüktür.<br />
&#9829; Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.<br />
&#9829; Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.<br />
&#9829; Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır.<br />
&#9829; Buckingham sarayında 602 oda bulunuyor.<br />
&#9829; Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg<br />
&#9829; Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya&#8217;nın İshigaki Adası&#8217;nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.<br />
&#9829; Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika&#8217;dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.<br />
&#9829; Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.<br />
&#9829; Central park`ta yüzmek yasalara aykırıdır.<br />
&#9829; Çocuklar baharda daha fazla buyuyor.<br />
&#9829; Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir.<br />
&#9829; Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.<br />
&#9829; Döllenmeden sonra çocuğun boyu 5 milyon kat buyur...<br />
&#9829; Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır.<br />
&#9829; Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur.<br />
&#9829; Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır.<br />
&#9829; Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.1878 yılının şubat ayında &#9829; Connecticut New Haven&#8217;da yayımlanmıştı.<br />
&#9829; Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi cinliler.<br />
&#9829; Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba&#8217;dır.<br />
&#9829; Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90 cm kadar uzuyor=.<br />
&#9829; Eğer Barbie gerçekten yaşasaydı vücut ölçüleri 97&#8211;72 82 cm olacaktı.<br />
&#9829; Eiffel Kulesi&#8217;nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır.<br />
&#9829; Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.<br />
&#9829; En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa&#8217;dır.<br />
&#9829; En yakin oldukları noktada, Rusya ve Amerikanın birbirlerine uzaklıkları dört km `den daha azdır.<br />
&#9829; Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk koru oluyorlar.<br />
&#9829; Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan yirmiden fazla sözcük vardır.<br />
&#9829; Fareler kusamaz.<br />
&#9829; Filler zıplayamayan tek memelidir.<br />
&#9829; Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.<br />
&#9829; Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.<br />
&#9829; Gözleri açık tutarak hapşırmak imkânsızdır.<br />
&#9829; Gözlerimiz hiçbir zaman büyümez. Ama burnumuz ve kulaklarımızın büyümesi asla sona ermez.<br />
<br />
alinti]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[46 yıl süren hamilelik]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=127</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 23:46:01 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=127</guid>
			<description><![CDATA[Tam 46 yıl önce hamile kaldı. O zaman doğum gerçekleşmedi. Ancak 75 yaşında doğurdu. <br />
<br />
46 yıl önce doğurdu ama acıları yeniden başlayınca korkunç gerçekle karşılaştı. Kadının 46 yıl önce hamile kaldığı bebek içeride taş kesilmişti. <br />
<br />
İnternet haberin haberine göre; 1955&#8217;te, Kazablanka&#8217;nın bir köyünde yaşayan Zehra Ebu Talip, ilk çocuğuna hamile kalır. <br />
<br />
ZEHRA BEBEĞİ DOĞURMUYOR <br />
<br />
Doğum sancıları tutan Zehra hastaneye kaldırıldı. Aradan 48 saat geçmiştir ama hala bebek doğmamıştır. Doktorlar "sezaryen şart" derler. Ancak Zehra korkmaktadır. Çünkü bir başka kadının sezaryenle doğum yaparken öldüğünü görmüştür. Doğum yapmadan hastaneden kaçar... <br />
<br />
Zehra'nın doğum sancıları günlerce devam eder. Ama birkaç gün sonra Birkaç gün sonra bebek hareket etmeyi keser ve acı diner. <br />
<br />
HAMİLELİĞİNİ "UNUTUYOR"! <br />
<br />
Fas geleneklerine göre, bebek anne karnında sırf annenin onurunu korumak için uyuyabilir. Zehra da bebeğinin uykuya daldığına inanır ve hamileliği aklından silip çıkarır. 3 çocuk evlat edinir, kendisine torunlar bahşedilir. <br />
<br />
75 YIL SONRA YENİDEN SANCILANIYOR <br />
<br />
Aradan çok uzun zaman geçer. Zehra 75 yaşına gelmiş ve acıları yeniden başlar. <br />
<br />
Evlatlıklarından biri bu durumdan endişelenir ve annesini hemen bir uzmana, Rabat`a götürür. Dr Taibi Quazzani karın şişkinliğinin yumurtalıktan kaynaklanan bir tümörden dolayı olduğunu düşünerek, Zehra`ya ultrason çekimini uygun görür. <br />
<br />
KARINDAKİ BEBEK TAMAMEN KİREÇLENMİŞ <br />
<br />
Ultrason sonucunda kendisinin de açıklayamadığı bir kütle vardır. Zehra`yı bir radyograf uzmanına havale ederek onun da fikrini almak ister. İkinci bir uzman incelemesinden sonra karın bölgesindeki kireçlenmiş kütlenin 46 yıl önce Zehra`nin hamile kaldığı bebeği olduğu anlaşılır. <br />
<br />
Yumurtalar anne karnında anormal bir yerde (ektopik) döllenmiştir. Büyüyen cenin karın bölgesindeki plasenta`ya hayati organlarıyla tutunmuş ve bu gelişimi devam ettirmiştir. <br />
<br />
4 SAATLİK AMELİYATLA ALINIR <br />
<br />
Doktorlar ceninin anne karnından alınmasının ne kadar güvenli olacağı konusunda büyük bir sıkıntı yaşarlar. Cenin yaklaşık 4kg ağırlığında ve 42cm boyundadır. <br />
<br />
Operasyon sonrasında ise ceninin tamamen taşlaştığı görülür. En şaşırtıcı olan ise ceninin kendi hayati organlarını ve karın duvarını eritip diş bölgenin sert bir cisim halini almasını sağlamasıdır. <br />
<br />
4 saatlik başarılı bir operasyon sonrasinda cenin anne karnından çıkartılır. Ektopik hamilelikte eğer ölü cenin anne vücudu tarafından yeniden absorbe edilmeyecek kadar büyükse, cenin annenin bağışıklık sisteminden tamamen farklı bir beden halini alır. <br />
<br />
Anne vücudu ise böyle bir durumda muhtemel enfeksiyonlardan korunmak için, cenini dokular öldüğünde ve kuruduğunda kireçli bir kılıfla kaplar. Kireç tabakası oluştuğunda, cenin yavaş yavaş taşlaşmaya doğru giderek sonunda taş bebek halini alır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tam 46 yıl önce hamile kaldı. O zaman doğum gerçekleşmedi. Ancak 75 yaşında doğurdu. <br />
<br />
46 yıl önce doğurdu ama acıları yeniden başlayınca korkunç gerçekle karşılaştı. Kadının 46 yıl önce hamile kaldığı bebek içeride taş kesilmişti. <br />
<br />
İnternet haberin haberine göre; 1955&#8217;te, Kazablanka&#8217;nın bir köyünde yaşayan Zehra Ebu Talip, ilk çocuğuna hamile kalır. <br />
<br />
ZEHRA BEBEĞİ DOĞURMUYOR <br />
<br />
Doğum sancıları tutan Zehra hastaneye kaldırıldı. Aradan 48 saat geçmiştir ama hala bebek doğmamıştır. Doktorlar "sezaryen şart" derler. Ancak Zehra korkmaktadır. Çünkü bir başka kadının sezaryenle doğum yaparken öldüğünü görmüştür. Doğum yapmadan hastaneden kaçar... <br />
<br />
Zehra'nın doğum sancıları günlerce devam eder. Ama birkaç gün sonra Birkaç gün sonra bebek hareket etmeyi keser ve acı diner. <br />
<br />
HAMİLELİĞİNİ "UNUTUYOR"! <br />
<br />
Fas geleneklerine göre, bebek anne karnında sırf annenin onurunu korumak için uyuyabilir. Zehra da bebeğinin uykuya daldığına inanır ve hamileliği aklından silip çıkarır. 3 çocuk evlat edinir, kendisine torunlar bahşedilir. <br />
<br />
75 YIL SONRA YENİDEN SANCILANIYOR <br />
<br />
Aradan çok uzun zaman geçer. Zehra 75 yaşına gelmiş ve acıları yeniden başlar. <br />
<br />
Evlatlıklarından biri bu durumdan endişelenir ve annesini hemen bir uzmana, Rabat`a götürür. Dr Taibi Quazzani karın şişkinliğinin yumurtalıktan kaynaklanan bir tümörden dolayı olduğunu düşünerek, Zehra`ya ultrason çekimini uygun görür. <br />
<br />
KARINDAKİ BEBEK TAMAMEN KİREÇLENMİŞ <br />
<br />
Ultrason sonucunda kendisinin de açıklayamadığı bir kütle vardır. Zehra`yı bir radyograf uzmanına havale ederek onun da fikrini almak ister. İkinci bir uzman incelemesinden sonra karın bölgesindeki kireçlenmiş kütlenin 46 yıl önce Zehra`nin hamile kaldığı bebeği olduğu anlaşılır. <br />
<br />
Yumurtalar anne karnında anormal bir yerde (ektopik) döllenmiştir. Büyüyen cenin karın bölgesindeki plasenta`ya hayati organlarıyla tutunmuş ve bu gelişimi devam ettirmiştir. <br />
<br />
4 SAATLİK AMELİYATLA ALINIR <br />
<br />
Doktorlar ceninin anne karnından alınmasının ne kadar güvenli olacağı konusunda büyük bir sıkıntı yaşarlar. Cenin yaklaşık 4kg ağırlığında ve 42cm boyundadır. <br />
<br />
Operasyon sonrasında ise ceninin tamamen taşlaştığı görülür. En şaşırtıcı olan ise ceninin kendi hayati organlarını ve karın duvarını eritip diş bölgenin sert bir cisim halini almasını sağlamasıdır. <br />
<br />
4 saatlik başarılı bir operasyon sonrasinda cenin anne karnından çıkartılır. Ektopik hamilelikte eğer ölü cenin anne vücudu tarafından yeniden absorbe edilmeyecek kadar büyükse, cenin annenin bağışıklık sisteminden tamamen farklı bir beden halini alır. <br />
<br />
Anne vücudu ise böyle bir durumda muhtemel enfeksiyonlardan korunmak için, cenini dokular öldüğünde ve kuruduğunda kireçli bir kılıfla kaplar. Kireç tabakası oluştuğunda, cenin yavaş yavaş taşlaşmaya doğru giderek sonunda taş bebek halini alır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu kötü gidise artik dur demeliyiz! - Aldiginiz cevaplar]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=126</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 23:38:27 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=126</guid>
			<description><![CDATA[cevaplari buraya yazalim]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[cevaplari buraya yazalim]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu kötü gidise artik dur demeliyiz!]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=125</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 23:36:15 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=125</guid>
			<description><![CDATA[baska bir sitede gördüm ekliyorum:<br />
<br />
Merhaba arkadaşlar,<br />
<br />
Dizimiz ne yazıkki kötü bir şekilde devam ediyor. Çoğu diziler biter bitmez yeni fragmanları veriliyor. Yeni bölüm başlamadan da 2-3 gün önce ikinci fragmanları veriliyor.<br />
<br />
İlk başlarda bizim dizimizde böyleydi ama ne yazıkki son zamanlarda dizimiz pekte önemsenmemeye başladı. Haftada bir fragman çıkıyor ve o da dizi başlamada 2-3 gün önce. Diğer fragmanlar kadarda gösterilmiyor.<br />
<br />
Dizimizin pazar gününe alınması da çok etkiledi, reytingler düştü ve eskisi gibi talep görmemeye başladı.<br />
<br />
Bu kötü gidişe dur dememizin vakti geldide geçiyor...<br />
<br />
Yapmamız gereken Kanal D'ye şikayetlerimizi ve isteklerimizi belirten e-postalar atmaktır. <br />
<br />
Ne kadar çok ve ciddi e-posta atarsak o kadar çok dikkatlerini çekeriz. Özellikle attığımız e-postalar ciddi olmalı ancak o zaman bizi dikkate alırlar...<br />
<br />
İmkanları olan ararsa daha da iyi olur.<br />
<br />
<br />
Kanal D İzleyici Temsilcisi: izleyicitemsilcisi@kanald.com.tr 0212 478 00 88<br />
Kanal D İletişim: bizeyazin@kanald.com.tr 0212 413 51 11<br />
<br />
Güncelleme 1: Arkadaşlar attığınız e-postaların sonunda "adınızı ve soyadınızı" da belirtirseniz daha da iyi olur.<br />
<br />
Güncelleme 2: E-posta gönderen arkadaşlarımız ankete evet oyu versin, ne kadar kişinin gönderdiğini bilelim... <br />
<br />
Güncelleme 3: izleyicitemsilcisi@kanald.com.tr aktif değil arkadaşlar diğer adrese e-postalarını atın. İstanbul'da olanlar kanalı ararsa daha iyi olur.<br />
<br />
Güncelleme 4: Aldığımız cevapları bu konu altında yazalım.: http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=126<br />
<br />
Güncelleme 5: E-posta örneği, altına adınızı soyadınızı yazıp gönderebilirsiniz.<br />
<br />
Alıntı:Biz GeceGündüz fanları olarak dizimizin yayın gününün başka bir dizi için değiştirilmesinden oldukça şikayetçiyiz! Pazar günleri malum kanallarda ağırlıklı olarak spor programları var ve bu da birçok izleyiciyi olumsuz etkiliyor, izlemek isteyenler izleyemiyor, bu konu gerçekten çok önemli.Sizden ricamız, çağrımızı dikkate alarak cuma günü yayınlandığı tarihlerde her hafta büyük izlenme oranları yakalayan ve oldukça zor yapımlar karşısında dahi 1.liğini sürekli koruyan dizimizin yeniden hakettiği güne ve saate geri dönmesidir! <br />
 <br />
Bir ricamızda fragmanımız ve özetimiz konusunda diğer dizilere gösterilen hassasiyet ve özen neden bizim dizimize gösterilmiyor gerçekten bunu anlayabilmiş değiliz.Şimdi yazacağımız şeyler size belki inandırıcı gelmeyebilir ama inanın perşembe geceleri saat sabah 04:00'e kadar oturup fragman bekleyen binlerce izleyici var ve bunların çoğunluğu ertesi gün işi gücü olan nitelikli insanlar.Sokağa çıkıp bir araştırma yaparsanız bunu sizde göreceksiniz.Gece Gündüz şuan en çok izlenen ilk üç dizinizden birtanesi çünkü içerisinde aile,aşk,komedi,aksiyon,polisiye,arkadaşlık ve bunun gibi birçok mükemmel özellik bulunduruyor bundan dolayı insanlar dizimizi aileleriyle birlikte izlemekten büyük keyif alıyorlar çevremizde bu diziyi izlemeyen insan sayısı çok nadir ancak yayın günü bazı insanları etkiledi tabiki...<br />
 <br />
Özetleyecek olursak milyonlar Gece Gündüzü çok seviyor ve kendilerinden, hayatlarından bir parça olarak görüyorlar, bunu gözönünde bulundurarak dizimize gereken özenin gösterilmesi için bu e-mail'i gerekli mercilere ulaştırırsanız çok seniniriz...<br />
 <br />
 <br />
Şimdiden çok teşekkür ediyoruz...<br />
<br />
;)[/b]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[baska bir sitede gördüm ekliyorum:<br />
<br />
Merhaba arkadaşlar,<br />
<br />
Dizimiz ne yazıkki kötü bir şekilde devam ediyor. Çoğu diziler biter bitmez yeni fragmanları veriliyor. Yeni bölüm başlamadan da 2-3 gün önce ikinci fragmanları veriliyor.<br />
<br />
İlk başlarda bizim dizimizde böyleydi ama ne yazıkki son zamanlarda dizimiz pekte önemsenmemeye başladı. Haftada bir fragman çıkıyor ve o da dizi başlamada 2-3 gün önce. Diğer fragmanlar kadarda gösterilmiyor.<br />
<br />
Dizimizin pazar gününe alınması da çok etkiledi, reytingler düştü ve eskisi gibi talep görmemeye başladı.<br />
<br />
Bu kötü gidişe dur dememizin vakti geldide geçiyor...<br />
<br />
Yapmamız gereken Kanal D'ye şikayetlerimizi ve isteklerimizi belirten e-postalar atmaktır. <br />
<br />
Ne kadar çok ve ciddi e-posta atarsak o kadar çok dikkatlerini çekeriz. Özellikle attığımız e-postalar ciddi olmalı ancak o zaman bizi dikkate alırlar...<br />
<br />
İmkanları olan ararsa daha da iyi olur.<br />
<br />
<br />
Kanal D İzleyici Temsilcisi: izleyicitemsilcisi@kanald.com.tr 0212 478 00 88<br />
Kanal D İletişim: bizeyazin@kanald.com.tr 0212 413 51 11<br />
<br />
Güncelleme 1: Arkadaşlar attığınız e-postaların sonunda "adınızı ve soyadınızı" da belirtirseniz daha da iyi olur.<br />
<br />
Güncelleme 2: E-posta gönderen arkadaşlarımız ankete evet oyu versin, ne kadar kişinin gönderdiğini bilelim... <br />
<br />
Güncelleme 3: izleyicitemsilcisi@kanald.com.tr aktif değil arkadaşlar diğer adrese e-postalarını atın. İstanbul'da olanlar kanalı ararsa daha iyi olur.<br />
<br />
Güncelleme 4: Aldığımız cevapları bu konu altında yazalım.: http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=126<br />
<br />
Güncelleme 5: E-posta örneği, altına adınızı soyadınızı yazıp gönderebilirsiniz.<br />
<br />
Alıntı:Biz GeceGündüz fanları olarak dizimizin yayın gününün başka bir dizi için değiştirilmesinden oldukça şikayetçiyiz! Pazar günleri malum kanallarda ağırlıklı olarak spor programları var ve bu da birçok izleyiciyi olumsuz etkiliyor, izlemek isteyenler izleyemiyor, bu konu gerçekten çok önemli.Sizden ricamız, çağrımızı dikkate alarak cuma günü yayınlandığı tarihlerde her hafta büyük izlenme oranları yakalayan ve oldukça zor yapımlar karşısında dahi 1.liğini sürekli koruyan dizimizin yeniden hakettiği güne ve saate geri dönmesidir! <br />
 <br />
Bir ricamızda fragmanımız ve özetimiz konusunda diğer dizilere gösterilen hassasiyet ve özen neden bizim dizimize gösterilmiyor gerçekten bunu anlayabilmiş değiliz.Şimdi yazacağımız şeyler size belki inandırıcı gelmeyebilir ama inanın perşembe geceleri saat sabah 04:00'e kadar oturup fragman bekleyen binlerce izleyici var ve bunların çoğunluğu ertesi gün işi gücü olan nitelikli insanlar.Sokağa çıkıp bir araştırma yaparsanız bunu sizde göreceksiniz.Gece Gündüz şuan en çok izlenen ilk üç dizinizden birtanesi çünkü içerisinde aile,aşk,komedi,aksiyon,polisiye,arkadaşlık ve bunun gibi birçok mükemmel özellik bulunduruyor bundan dolayı insanlar dizimizi aileleriyle birlikte izlemekten büyük keyif alıyorlar çevremizde bu diziyi izlemeyen insan sayısı çok nadir ancak yayın günü bazı insanları etkiledi tabiki...<br />
 <br />
Özetleyecek olursak milyonlar Gece Gündüzü çok seviyor ve kendilerinden, hayatlarından bir parça olarak görüyorlar, bunu gözönünde bulundurarak dizimize gereken özenin gösterilmesi için bu e-mail'i gerekli mercilere ulaştırırsanız çok seniniriz...<br />
 <br />
 <br />
Şimdiden çok teşekkür ediyoruz...<br />
<br />
;)[/b]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[sarpin neyi olmak isterdiniz?]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=124</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 23:31:01 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=124</guid>
			<description><![CDATA[evt cvp beliyorum]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[evt cvp beliyorum]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[:::küboscuk:::'un  muhtesem galerisiii]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=123</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 23:09:01 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=123</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[16. bölüm resimleri - seri haldeee]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=122</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 22:48:59 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=122</guid>
			<description><![CDATA[cektikce eklerimm...<br />
<br />
Aslan -piknik sahnesi<br />
<br />
<br />
http://rapidshare.com/files/158437925/as...k.rar.html]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[cektikce eklerimm...<br />
<br />
Aslan -piknik sahnesi<br />
<br />
<br />
http://rapidshare.com/files/158437925/as...k.rar.html]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[17. bölüm özeti]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=121</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 22:43:05 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=121</guid>
			<description><![CDATA[göremeyince oha falan oldum yaniii..<br />
<br />
17. Bölüm <br />
Kemal ve Aslan araba hırsızlarının peşinde<br />
<br />
Kemal ve Aslan, araba hırsızlığı yapan bir çetenin peşine düşüyor.<br />
Araba hırsızlığı yapan bir çetenin üyeleri, büyük bir vurgun yapmaya hazırlanmaktadır. Ancak içlerinden biri yanlışlıkla içinde çocuk olan bir arabayı çalar. Gökçe adlı çocuk çetenin başına kalmıştır. Çete lideri Kadir, Gökçe&#8217;yi ortadan kaldırmaya karar verir. Organize Suçlar Bürosu Ekibi çeteyi çökertip, Gökçe&#8217;yi kurtarabilecek mi?<br />
Akasya&#8217;nın sevgilisinin Yavuz olduğunu öğrenen Kemal, hâlâ büyük bir şok içindedir. Ancak durumu bildiğini belli etmez. Bu arada da Yavuz ve Akasya&#8217;ya dünyayı dar eder. İkisi de ne olup bittiğinin farkında değildir. <br />
Birbirlerini daha yakından tanımaya başlayan Alev ve Aslan&#8217;ın arasında bazı fikir çatışmaları ortaya çıkar. Alev, Aslan&#8217;ı acımasızca eleştirir ve ikilinin arası bozulur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[göremeyince oha falan oldum yaniii..<br />
<br />
17. Bölüm <br />
Kemal ve Aslan araba hırsızlarının peşinde<br />
<br />
Kemal ve Aslan, araba hırsızlığı yapan bir çetenin peşine düşüyor.<br />
Araba hırsızlığı yapan bir çetenin üyeleri, büyük bir vurgun yapmaya hazırlanmaktadır. Ancak içlerinden biri yanlışlıkla içinde çocuk olan bir arabayı çalar. Gökçe adlı çocuk çetenin başına kalmıştır. Çete lideri Kadir, Gökçe&#8217;yi ortadan kaldırmaya karar verir. Organize Suçlar Bürosu Ekibi çeteyi çökertip, Gökçe&#8217;yi kurtarabilecek mi?<br />
Akasya&#8217;nın sevgilisinin Yavuz olduğunu öğrenen Kemal, hâlâ büyük bir şok içindedir. Ancak durumu bildiğini belli etmez. Bu arada da Yavuz ve Akasya&#8217;ya dünyayı dar eder. İkisi de ne olup bittiğinin farkında değildir. <br />
Birbirlerini daha yakından tanımaya başlayan Alev ve Aslan&#8217;ın arasında bazı fikir çatışmaları ortaya çıkar. Alev, Aslan&#8217;ı acımasızca eleştirir ve ikilinin arası bozulur.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[istek]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=120</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 22:36:55 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=120</guid>
			<description><![CDATA[yaa ben photoshop bölümü acilsin istiyorummm]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[yaa ben photoshop bölümü acilsin istiyorummm]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bensiz olmaz dedim veee geldimmmm]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=119</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 22:14:27 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=119</guid>
			<description><![CDATA[kübra ben almanyadan 14 yasindayim sarpciyim yani aslan-asliciyim alev degil asli bu cok önemli birde photoshop la ilgilenirim]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[kübra ben almanyadan 14 yasindayim sarpciyim yani aslan-asliciyim alev degil asli bu cok önemli birde photoshop la ilgilenirim]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[selam ben geldim]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=118</link>
			<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 20:55:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=118</guid>
			<description><![CDATA[selam arkadaşlar ben berker 17 yaşındayım manisalıyım aslı enver hayranıyım umarım güzel vakit geçiririz herkese iyi forumlar:)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[selam arkadaşlar ben berker 17 yaşındayım manisalıyım aslı enver hayranıyım umarım güzel vakit geçiririz herkese iyi forumlar:)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ALİ BAŞAR (Devran Karabasan)]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=117</link>
			<pubDate>Sun, 17 Aug 2008 17:38:41 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=117</guid>
			<description><![CDATA[ <br />
 <br />
Adı Soyadı: Ali BAŞAR<br />
Doğum Tarihi: 05-02-1974<br />
Doğum Yeri: Almanya<br />
Eğitim : Hamburg-Tiyatro NN <br />
Diğer Bilgiler<br />
<br />
Oynadığı Diziler:<br />
<br />
Mahşer<br />
Gece Gündüz  <br />
Yeşeren Düşler<br />
Şifre<br />
Naciye'yi Kim Sevmez<br />
Mavi Rüya<br />
Gurbet Kadını<br />
Berivan<br />
Canım Kocacığım<br />
Asmalı Konak<br />
Benimle Evlenir Misin<br />
Yeni Hayat<br />
Nisan Yağmuru<br />
Yılan Hikayesi<br />
Böyle Mi Olacaktı<br />
<br />
Oynadığı Sinema Filmleri:<br />
<br />
İçerideki<br />
Son <br />
Harem Suare<br />
<br />
Oynadığı Tv Filmleri:<br />
<br />
İki Koca Adam<br />
Gizli Tünel<br />
Oyun <br />
<br />
BU DİZİDE DEVRAN KARABASAN ROLÜNÜ CANLANDIRMAKTADIR..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <br />
 <br />
Adı Soyadı: Ali BAŞAR<br />
Doğum Tarihi: 05-02-1974<br />
Doğum Yeri: Almanya<br />
Eğitim : Hamburg-Tiyatro NN <br />
Diğer Bilgiler<br />
<br />
Oynadığı Diziler:<br />
<br />
Mahşer<br />
Gece Gündüz  <br />
Yeşeren Düşler<br />
Şifre<br />
Naciye'yi Kim Sevmez<br />
Mavi Rüya<br />
Gurbet Kadını<br />
Berivan<br />
Canım Kocacığım<br />
Asmalı Konak<br />
Benimle Evlenir Misin<br />
Yeni Hayat<br />
Nisan Yağmuru<br />
Yılan Hikayesi<br />
Böyle Mi Olacaktı<br />
<br />
Oynadığı Sinema Filmleri:<br />
<br />
İçerideki<br />
Son <br />
Harem Suare<br />
<br />
Oynadığı Tv Filmleri:<br />
<br />
İki Koca Adam<br />
Gizli Tünel<br />
Oyun <br />
<br />
BU DİZİDE DEVRAN KARABASAN ROLÜNÜ CANLANDIRMAKTADIR..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bakın]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=116</link>
			<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 19:27:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=116</guid>
			<description><![CDATA[Yoq Bişi Bqman]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yoq Bişi Bqman]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1903 e Kadar Syın]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=115</link>
			<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 19:24:47 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=115</guid>
			<description><![CDATA[Arkadaşlar Hadi 1903 e Kadar Sayıyoruz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Arkadaşlar Hadi 1903 e Kadar Sayıyoruz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gel Gel Pzar Pazarr]]></title>
			<link>http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=114</link>
			<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 19:23:10 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.gece-gunduz.com/showthread.php?tid=114</guid>
			<description><![CDATA[Süper Site Beğenenler buraya]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Süper Site Beğenenler buraya]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>